Nasıl Bir Üniversite Mezunu İstiyoruz?

Prof. Dr. İbrahim Ortaş<br /> Çukurova Üniversitesi
Bir tarafta çok sayıda ara elemana ihtiyaç duyulurken, diğer tarafta
diplomalı çok sayıda üniversiteli işsiz. Bir tarafta üniversite
kapısına yüklenen milyonlarca genç, diğer taraftan iş arayan
diplomalı işsiler.


Bir tarafta Üniversite Seçme sınavı ile geleceğin yetişmiş insan
kaynağı belirlenmeye çalışırken, diğer taraftan üniversitelerin dönem
sonu olması nedeniyle mezuniyet törenleri yapılmaktadır. Bir taraftan
gençliğin bir bütün olarak yaşamı ezberci eğitime dayalı sınava
hazırlanırken; diğer taraftan ne aradığı ile yeterince donatılmamış,
hedef ve vizyonu oluşturulamamış binlerce üniversite mezunu
verilmektedir.

Her Şey Üniversiteye Endekslenmiş

Gerek lise, gerek üniversite mezunlarımızdan sınırlı sayıda kişi
belirli bir barajı aşmakta, diğerleri ise ne yapacağını bilemez bir
durumda işsizler ordusuna katılmaktadırlar. Eğitim sistemimiz kişiyi
hayata hazırlamak yerine sınava kilitlediği için bugün içinde
çıkılamaz bir durum ortaya çıkmıştır. Her yıl lise mezunlarının
sayısının %4 artışla 500 binin üzerine çıkarken plansızlık nedeniyle
üniversiteye girebilenlerin sayısı bu rakamın çok altında
seyretmektedir. Pekâlâ, mezunların durumu nedir diye sorulduğunda
ise, alınan cevap içler acısı. Kendisini iyi yetiştirmiş, iyi
olanaklara sahip, yabancı dil bilen gençler, işsizlik nedeniyle
kapağı yurt dışına atmaya çalışırken; diğerleri, içerde yine
işsizliğe oynamaktadırlar.26 Haziran 2005 tarihli Cumhuriyet
gazetesinde ATO'nun mezunlara ilişkin raporuna dayanarak "Ü
niversite mezunları küskün" başlıklı bir haberde üniversitelerde
mezun olan gençlerin içler acısı halini işlemektedir. Gençlikte
işsizlikten kaynaklanan ciddi bir bunalım yaşadığı artık herkesin
gözlemi haline gelmiştir. Resmi rakamlara göre üniversiteli işsizler
oranı Türkiye ortalamasının 4 puan üzerinde bulunmaktadır.
Her yıl artan orandaki liselinin üniversite kapısına yönlendirmesi ve
gerçekleşmeyen umutların gençler üzerinde yaratığı karamsar tablo
ülkenin bir bütün olarak alternatifsiz bırakıldığının bir
göstergesidir. Bugün üniversiteler üzerinde yapılan tartışmaların
temlinde de bu olgunun bulunduğunu düşünüyorum. Başka hedefi ve planı
olamayan, yaratıcılığını başka nerelerde değerlendiririm diyemeyen
bir yapıya geldiğimiz görülüyor. Her yıl sınava giren öğrencilerin
%45'inin daha önce sınavı kazanamayanlardan oluştuğuna bakınca
gerçekten gençliğin çıkış kapısı olarak üniversiteyi gördüğü
anlaşılmaktadır.


Gençliğin Önü Kapalı

Açıkçası dünyayı yeni tanımaya çalışan bu gençlerin bu duruma
sürüklenmesi çok üzücü. En kötüsü de önlerini görecek bir umutlarının
olmamsıdır.
Evet, biraz ciddi bir gözle bakıldığında ülkemizin geleceğe yönelik
bir planı ve vizyonu olmadığı görülecektir. Kâğıt üstünde yazılanlar
bir kenara, bugün yetiştirdiğimiz mezunlarımız bu ülkeyi yarına
götürecek nitelikte değiller. GERÇİ YETİŞKİNLERİN DURUMU DA
GENÇLERDEN FARKLI DEĞİL. Ziya Paşanın "ainesi iştir kişinin, lafa
bakılmaz" mısrasında belirttiği üzere bugün sonuç bütün çıplaklığı
ile ortada. Ezberci ve sınava yönelik yarışa hazırlanmış çocuklar;
sonuçta bireyci, bencil, küçük çıkarları için her şeyi mübah gören
bir anlayışla yetişmektedirler. Dünyaya ve ülke sorunlarına algılama,
düşünce üretme ve yeri geldiğinde sorumluluk üstlenmek yerine; ben
merkezli, pragmatist bir anlayış hâkim durumdadır. Çoğu mezunun daha
önce sıkça belirttiği gibi, kendini ifade edemediği, dil
ekçe yazamadığı, çoğunun yabancı dil bilmediği, bir roman bile
okumadığı, gazete takip etmediği, TV ekranlarında ise belgesel ve
kültürel ağırlıklı program yerine çoğunlukla eğlence programlarına
yöneldiği sıkça belirtilmektedir. Bu şekilde yetişen gençlik doğal
olarak kendisine yabancılaşacak, zamanla suçluluk duygusuna
kapılacak, bu da sosyal psikologların ifadesi ile uç marjinal ve
saldırgan anlayışların eline düşecektir. YADA YETİŞKİNLER DÜNYASININ,
YARATICILIKTAN ÇOK KORUYUCULUK ANLAYIŞININ HAKİM OLDUĞU KONVENSİYONEL
DÜNYASINA KARIŞACAKTIR.

Tabii bunun yanında, kendini yetiştiren az da olsa iyiler de çıkıyor.
Ancak benim gözlemim, genel iyi değil. Aralıklarla manevi değerlerin
yeterince öğretilmediği gündeme getirilmektedir. Ancak bu şekilde
eğitilen gençlerde de, benzer eğilim görülmektedir. Küreselleşe
rüzgârının, yaşamın her alanında kişileri bireyselleştirdiği ve
kendine yabancılaştırdığı sezilmektedir. Ülkenin, bir bütün olarak
geleceğin yetişkin insan kaynağı için yeni modellere yönelmesi
gerekir. Ülkemiz bu modellere uzak sayılmaz. ANCAK ŞİMDİLERDE, BUNU
SAHİPLENEN DE PEK YOK.


Üniversite Eğitimi Öğrenciye Ne Kazandırmalıdır

Harward Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanlığı yapmış Henry
Rossowsky (1994)'ün yazdığı "Bir Dekan Anılarını Yazıyor" (TÜBİTAK
yayınları) adlı eserinde yüksek öğretime alınması gereken öğrenci ve
öğretim üyesi niteliği yanında eğitimli mezun bir kişinin sahip
olması gereken nitelikleri de belirtmektedir. Şöyle ki;

- Üniversite mezunu eğitimli kişi açık ve etkili düşünebilme ve
yazabilmek becerisini kazanmış olmalı. Üniversite mezunu açık, net,
inandırıcı ve etkili bir biçimde karşısındaki kişi ile iletişim
kurabilmelidir. Yani çözümsel ve eleştirel düşünceye sahip olacak
donanıma sahip olması gerekir.

- Üniversite mezunu eğitimli kişi üzerinde yaşadığı dünyayı, içinde
bulunduğu toplumu ve kendisi hakkında bilgi edinebilmesi yönünde
eleştirel bir anlayışa sahip olmalıdır. Eğitimli kişi başta temel
bilimler; fiziki ve biyolojik bilimlerden, matematik ve deneme
tekniklerinden, bazı önemli analiz yöntemlerinden haberli olmalıdır.
Ayrıca tarih bilimleri ve felsefi bakış açısı ile modern toplumun
oluşumu ve işleyişini inceleyebilecek kadar temel kavramlarla ve
insanlığın ortak malı bilimsel, yazınsal ve sanatsal eserlerle; maddi
ve manevi felsefi kavramları ile tanışıklığı olması gerekmektedir.

- Üniversite mezunu eğitimli bir kişi olarak farklı kültür ve
değerlerin farkında olması gerekir. Günümüze kadar gelişen olayları
tarih bilinci içinde, daha geniş bir dünyayı, ya da günümüzün
biçimlenmesinde rol oynayan ve geleceği belirleyecek olan tarihsel
etkileri hesaba katarak geleceğe yansıtım çizmeli.

- Üniversite mezunu kişi ahlak sorunları hakkında belirli bir
anlayışı bulunması; ahlak ve maneviyat ile ilgili konularda düşünmüş
olması beklenir. Belki de, eğitimli bir insanın en belirgin niteliği,
ona ahlaki konularda bilinçli seçimler yapma olanağı veren "bilgiye
dayalı kıyaslama" yeteneği kazanmış olmasıdır.

-Üniversite mezunu eğitimli kişinin kendi bilimsel çalışma disiplini
alanında derinliğine bilgiye ulaşmış olması gerekir. Kendisine
verilen bir problemin bütün yönlerini belirleyecek veriler, teoriler
ve yöntemler üzerinde yeterli bir ustalık sergileyebilmeli; mantık
silsilesi içinde kalmak koşulu ile her konu için geçerli kanıt,
tartışma ve sentez ilkeleri geliştirebilmeleri ve kanıtların gerçek
anlamda incelenip değerlendirilmesine dayanarak sonuca varabilme
becerisine sahip olması beklenir.


Nasıl bir Mezun İstiyoruz?

Üniversite mezununun diplomalı, doğanın kurallarını çok iyi kavramış,
diyalektik düşünen, tarihi bilinci olan, çevre bilinci sorumluluğu
ile eğitilmiş olması gerekmektedir. Çevre bilinci gelişmiş, sevecen,
hayatın renkliliklerini yaşayacak ve çevresine yaşatacak bir eğitim
için;

1. Kendi konusunun tarih bilincini kavramış olmak
2. Mesleğinin gereği olan dersleri iyi öğrenmiş olmak, uzmanı
olduğu alanın teorik temellerini özümsemiş ve alanın gerektirdiği
becerileri kazanmış olmak,
3. İyi bir meslek ahlakına sahip olmak,
4. Proje yapabilme becerisini kazanmış olmak,
5. Ülke coğrafyasını ve doğal kaynaklarını iyi bilmek,
6. Problemleri tanıyabilme ve çözümleyebilme becerisine sahip olmak,
7. Analitik düşünebilme ve sorun çözebilme yeteneğinde olmak,
8. Öğrenme arzuları ve istekleri yüksek ve sürekli olmak,
9. En az bir yabancı dili biliyor olmak, o dili etkin bir şekilde
okuma, yazma ve konuşma yetisine sahip olmak,
10. Bilgisayar kullanım özellikle de İnternet kullanım yeteneğine sahip olmak,
11. Bilgiye nasıl ulaşacağını öğrenmiş olmak,
12. İletişim kurabilme yeteneği yüksek olmak,
13. El becerisi ve teknikleri kazanmış olmak,
14. Çevresi ile iyi ilişki kuracak niteliklere sahip olmak,
15. İyi yazabilen ve konuşma ve ikna yeteneği yüksek olmak,
16. Girişimci olmak, kendi kariyerini her ortamda rahatlıkla sergileyebilmek,
17. Karşılaştığı sorunları ve edindiği verileri analiz edebilmek,
sorunları gerçekçi, mantıklı ve tutarlı bir şekilde irdeleyebilmek,
18. Bulunduğu coğrafyaya ve toplumsal koşullara uyum sağlamalı,
toplumu tanıma ve analiz edebilme yeteneğinde olmak,
19. Yeni fikirlere açık, ileri görüşlü, bencilliği aşacak, kendi
çıkarlarından çok uzun vadede coğrafyasının ve doğanın kurallarını
koruyacak yetenekte olmak,
20. Evrensel kültür anlayışına sahip olmak.
Bu gibi konularda eğitilmiş, yüksek performanslı 'sağlam kafa sağlam
vücutta bulunur' özdeyişine uygun olarak her coğrafyada çalışabilecek
insanların yetiştirilmesi bir gerçekliktir.

Aslında bu niteliklerin bir kısmı ki kişinin kendi bilinci içinde
öğrenme ve bilgiyi yayma sürecinin nüveleri olan kültür ve felsefe
derslerini İlköğretim ve Lisede alması gerekir. Ancak günümüz lise
eğitiminde genel felsefe ve kültür dersleri verilmemektedir.
Liselerde yeterince alt yapısı oluşturulmamış çocuklar, üniversite
kapılarına ezbere dayalı test sınavı sonucu geldikleri için gerçek
anlamda iyi birer yetişmiş mezun olarak eğitilememektedirler.
Şimdilik Milli Eğitime etki edemediğimize göre, Üniversitelerin bu
konulara özellikle eğilmeleri gerekir.


Ne Yapılamalı

Ciddi ciddi ülkemizin bir felsefe çerçevesinde, ülkemizi yarın nerde
görmek istiyorsa ona uygun bir eğitim sistemi belirlemesi gerekir.
Bunu ülkemiz 1920'li yıllarda belirlemişti. Konu çok ciddi, 1920'li
yıllarda, dönemin koşullarına göre, ileri nitelikli programlar,
günümüz için yepyeni projelerle sürdürülemezse; sisteme, bir topluma
yeni çocukların girişi gibi yeni projeler getirilemezse; sürekli
yenilenme, sürekli devrimlerden vazgeçilirse, bir sonraki yılın aynı
noktada kalsa bile, bir önceki yıldan daha geriye düşmüş olacağı
kesindir. Yani aynı noktada dursak bile, bir yıl sonra bir yaş daha
yaşlanmış oluruz. Bizse, geleceği kazanmalıyız.
Bu denli genç nüfusu olan bir ülke olarak bir an önce planlı eğitim
sistemine geçilmesi gerekir. Eğitimin mutlaka 11 yıla çıkarılması
orta öğretimden sonra öğrenci yeteneğine göre alana
yönlendirilmelidir. Bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi öğrencilerin
%70 meslek liselerine geriye kalanı üniversiteye hazırlamak için
liselere yönlendirmemiz gerekir. Meslek lisesi çıkışlılar kendi
alanlarında üniversiteye de gidebilmeli ve ileri meslek eğitimi
alabilmelidirler. Üniversite eğitimi ise araştırma ağırlıklı
olmalıdır. Bugünden 20 yıl sonrası her yönü ile planlamalıyız.
Üniversite açılacaksa ona göre ülkenin ihtiyacına göre bilim teknik
araştırma yanında yetişmiş elaman yetiştirecek öğretim üyesi
kadroları yetiştirilmelidir.


Son güncelleme: 2005.11.26

Aradığın bilgileri bulamadın mı? Sorularını Mesaj Panosuna yaz!
Yardımsever Turkstudent topluluğundan kısa sürede cevap alacaksın ;-)
» Mesaj Panosuna geçmek için tıkla!