Belçika'da Sosyal, Sağlık ve Eğitim Alanlarında Çalışan Türkler

Dr. Altay A. Manço - Türk sosyal hizmet görevlilerinin yüksek bir eğitim düzeyi ve önemli dil bilgisi olduğu görülmektedir. Bununla beraber, göçten kaynaklanan sosyal hizmet görevlilerinin halen karar yetkisinden uzak, kenar alanlarda bulunduğunun gözlenmektedir.
Dr. Altay A. Manço, Liège Üniversitesi Öğretim Üyesi, Belçika


BELÇİKA'DA SOSYAL HİZMET VE EĞïTïM ALANINDA ÇALIŞAN TÜRKLER

Özellikle ilgilenilmesi gereken bu profesyonel grubunun önemi yaban elde yetiŞen gençlerin eğitimi ve sosyal uyumu açısından son derece büyüktür. Ayrıca, bu iŞ sahası Türk asıllılara Devlet sektörünün ve yönetim kadrolarının kapılarını açmaktadır. Bu gruba yerel politika hayatına yeni atılan belediye encümen azası Belçika Türklerinide eklemek gerekir.

Türk sosyal hizmet görevlilerinin yüksek bir eğitim düzeyi ve önemli dil bilgisi olduğu görülmektedir. Bununla beraber, göçten kaynaklanan sosyal hizmet görevlilerinin halen karar yetkisinden uzak, kenar alanlarda bulunduğunun gözlenmektedir. Sosyal alanlarda çalıŞan Türklerin acil bir Şekilde deneyim alıŞverisi ve meslek içi eğitim ortamları kurmaları, giriŞimci olmaları ve kendilerini oynadıkları rolün önemi ile orantılı bir Şekilde yetiŞtirmeleri gerekmektedir. Genelde sosyal alanda çalıŞan Türklerin Türkçe dil bilgileri yaptıkları iŞler için yeterli olmamaktadır. Bu kimseler, çoğu zaman deneyimsiz oldukları gibi, aralarında sabit iŞ bulmakta zorlananlar da vardır. Sayıları 650 ila 1000 arasında olan bu kümede, öğretmen, eğitmen, hemŞire, doktor, sosyal yardım görevlisi, tercüman, psikolog, dernek yöneticisi, spor antrenörü, sanatçı, din adamı, v. b. gibi karıŞık meslek gruplarını bulmaktayız. Bu kiŞilerin Türk grupları ve Belçika kurumları arasında oynadığı "uzlaŞma" rolü ve göçmen çocuklarına sunduğu sağlıklı uyum modeli, Belçika'daki Türklerin geleceği için son derece önemlidir. Bu meslek grubunun % 60'ının Flaman bölgesinde hizmet verdigi, yarıdan fazlasının kadınlardan olustuğu ve % 25'inin yüksek öğrenim mezunu oldugu saptanmıŞtır. En az % 33'ü yabancı gençlerin eğitim sorunları ile ilgilenmektedir.

KÜLTÜREL, SïYASİ VE DİNİ GELİŞMELER VE SAĞLIK SORUNLARI

Belçika'da yaŞayan insanların dini inançları ile ilgili kesin istatistik bilgilere rastlamak zordur. Dolayısıyla, bu ülkede bulunan Müslümanların sayısının kesin tesbitini yapmak ve bu insanların kültürel ve siyasi tutumlarını sosyolojik olarak tanımlamak oldukça güçtür. Bu alanda bilinen en sağlıklı ve en yeni değerlendirmeler, Belçika Müslümanlarını 350-370 bin olarak göstermektedir. Bu grubun üçte biri Türklerden oluŞmaktadır. Bugün Belçika Müslümanların % 80 ila % 90'lık bölümü 1960-1970 yılları iŞçi göçünün uzantısıdır. Bu sınıf oldukça genç olduğu gibi, nüfusu giderek artmaya devam etmektedir. 1990 kayıtlarına göre Müslümanlar toplam ülke nüfusunun % 3'ünü oluŞturmaktaydılar. Bugün bu oran toplam ülke nüfusunun % 4'üne yakın bir bölümünü oluŞturmaktadır. ïslamiyet, uzun yıllardır Belçika'da mümin sayısı itibariyle, Katoliklikten sonra ikinci din durumundadır. AnketlerdeTürk asıllı gençlerin büyük çoğunluğun Müslüman olduklarını ifade ettikleri kaydedilmiŞtir. Görüldüğü gibi, ïslamiyet göçmen Türk toplumunun önemli bir kültürel bir boyutunu oluŞturmaktadır. Cami ve dernek listeleri, Türk cematinin ibadet merkezleri ve davranıŞları hakkında bilgi vermektedir.

Belçika Türk camilerinin sayısı, 1982-1992 dönemlerinde, 42'den 79'a yükselmiŞtir. Günümüzde Türk camilerinin sayısı 80'i aŞmaktadır ve bu rakam son 6 yıldır değiŞmemiŞtir. Cami listelerinde göz gezdirildiğinde, bunların % 14'ünün Liège, % 24'ünün Hainaut, Namur ve Lüksemburg, % 11'inin Brüksel ve Brabant, % 25'inin Limburg bölgelerinde olduğu anlaŞılmaktadır. Cami sayısı Brüksel, Gand gibi, büyük merkezlerde göreceli olarak az olmakla birlikte, bu camilerin büyük bir kitleye seslendikleri bilinmektedir. Belçika'da Türk camilerinin büyük bir bölümü Diyanet ïŞleri ile iliŞkilidir. Bu camilere hizmet, Büyükelçilik servisleri aracılığıyla ulaŞtırılmaktadır. Belçika Türk camilerinin yaklaŞık dörtte biri Avrupa Milli GörüŞ TeŞkilatı ile iliŞkilidir. Türk camilerinin küçük bir azınlığı baŞka ïslami hareketlerle iliŞkilidir. Brüksel Flaman üniversitesinin 1995 yılında 1462 kiŞilik bir eŞantiyon üzerinde yürüttüğü ankette, Belçika'daki yetiŞkin (19 yaŞ ve üstü) Türk erkeklerin % 16'sının hergün camiye, % 22'sinin de cuma namazına gittiğini belirtilmektedir. EŞantiyonun yarıya yakını, bazı özel gün ve bayramlarda camiye gittiklerinin ifade etmiŞlerdir. Sorgulananlardan % 24'ü hiç bir camiyle iliŞkili değildir. Örneklemde, çalıŞan ücretli nüfusun % 83'ü, öğrencilerin % 73'ü, iŞsizlerin % 69'u ve serbest meslek sahiplerinin % 64'ü, en az haftada bir kez camiye gittiklerinin ifade etmiŞlerdir. Aynı anketin sonuçlarına göre, Türk grubunun % 17'si Türk kültür derneklerine devamlı gitmektedir. Türk spor kulüplerine devam edenlerin oranı ise % 20'dir. Ayrıca Türklerden yalnızca % 2'sinin devamlı olarak siyasi içerikli toplantılara katıldıklarını öğrenmekteyiz. YurtdıŞında yaŞayan vatandaŞlarımıza çıkartılan seçim engelleri, Şimdiye kadar bunların gerek Türkiye'de gerekse ikamet ettikleri yerlerde siyaset yaŞamını sınırlandırmıŞtır. Türklerin daha çok Türk basınına rağbet ettiklerini gözlemlemekteyiz. Göçmenlere yönelik gazeteler, Avrupanın her yerinde satıŞa sunulmaktadır. Brüksel Flaman üniversitesinin anket sonuçlarına göre (1995), sorgulamaya katılan yetiŞkin Türklerin % 53'ü Hürriyet, % 16'sı Türkiye, % 4'ü Milliyet ve Tercüman, % 3'ü Milli Gazete ve Cumhuriyet, % 2'si Zaman ve % 1'i de Sabah gazetesi okumaktadır.

SAĞLIK ALANINDA VERİLER VE SORUNLAR

Bugün Belçika'da yaŞayan en son iŞçi göçü dalgasını oluŞturan Türkler sağlık konusunda oldukça sorunlu ama geliŞmekte olan bir tablo ile karŞımıza çıkmaktadırlar. 1980'lerden önceki yayınlarda, yaŞanan sıkıntılar daha çok sağlık kurumlarıyla iletiŞimsizlikten ve dil bilmemekten kaynaklanmaktaydı. Nitekim 1979 yılında yayımlanan bir araŞtırmaya göre, yabancıların Belçikalılara oranla, sağlık hizmet tercihlerini daha zorluklarla ve olumsuz bir Şekilde yaptıklarını okumaktayız. O tarihlerde yaŞanan sorunlar özellikle madenciliğin neden olduğu profesyonel hastalıklar ve iŞ kazaları ile ilgilidir. Bunlara doğumla ve hamilelik sorunlarını, çocuk hastalıklarını ve ölümlerini eklemek gerekir. Çocukların sağlık durumuna kimi uygun olmayan yerleŞim koŞullarının etkisi büyüktür (rutubet, gaz zehirlenmeleri, sağlıksız ısınma sistemleri, vs.). 1978 verileri, iŞ kazaları, iŞ hastalıkları ve verem gibi sorunların Türkleri Belçikalıları etkilediğinden altı kat daha fazla etkilediğini göstermektedir. Bugün Belçika'da yaŞayan15-16 bin Türk aile reisinden % 9'u (1706 kiŞi), çalıŞma hastalıkları veya iŞkazaları neticesinde sakat kalmıŞtır. Bu grupta her yıl mağlulen emekliye ayrılanların oranı % 3'tür. 1996 yılında 845 Türk hasta mağlulen emekliye ayrılmıŞtır. Sosyal Güvenlik servislerinin verdiği bilgilere göre, Belçika'da her yıl yaŞanan ağır veya hafif iŞ kazalarının % 3'ü Türk emekçisine rastlamaktadır (ortalama yılda 1600 kiŞi). Bu önemli konuya aŞağıda daha detaylı olarak değinilecektir.

Ancak bu sorunlar, 1980'li yıllardan itibaren, maden ocaklarının kapanmasından dolayı ve Türk ailelerinin genel olarak daha konforlu konutlara çıkması nedeni ile büyük bir düŞüŞ kaydetmiŞlerdir. Bunda Türklerde çalıŞan nüfusun iŞsizlik nedeni ile azalmasının da etkisi vardır. Ne varki yakın tarihte, göçmen ana-babadan doğan ve Belçika'da iki kültür arasında bocalayan genç nesilin sosyal ve ekonomik uyum, güvenlik, uyuŞturucu, davranıŞ bozukluğu ve ruh sağlığı sorunları baŞ göstermiŞtir.

Psikolojik olarak göç, zorunlu ve sancılı bir yeniden sosyaleŞme iŞlemi ile eŞdeğerdedir. ïnsanı yabancı grup, dil, kültür ve değerlerle karŞıkarŞıya bırakır. Kimi zaman ırkçılığa ve sosyal dıŞlanmaya maruz bırakır. Göç eden insanlar, ister istemez öz kültürlerinin hızlı değiŞimi ile karŞı karŞıyadır ; çocuklarının baŞka kültürlere dönük olduğunu çaresiz tespit etmek durumundadırlar. Bu olgulara alıŞanlar olduğu gibi, yaŞanan Şoklardan büyük acı duyanlarda bulunmaktadır. Durum, aile içi çatıŞmaya, dolayısıyla yetiŞkinlerde ve gençlerde davranıŞ veya ruh sağlığı bozukluklarına neden verebilmektedir. Göçmen Türklerin kültürel özelliklerine baktığımızda, geleneksel toplum özelliklerini görüyoruz : kan bağı temeli üzerine kurulmuŞ millet ve yurtseverlik özellikleri, otoriter, hiyerarŞik, ataerkil aile sistemi, geniŞlemiŞ aile yapıları, akraba evlilikleri, vs. Ancak Türkiye'de ve yaban elde son yıllarda yaŞanan hızlı toplumsal değiŞmelere paralel olarak insanların kültürel yapıları yeniden Şekillenmektedir. Bu hızlı değiŞimler insanlara ve aile yapılarına etki etmekte ve aynı zamanda ekonomik ve sosyal sıkıntı çeken kesimlerde kimi önemli sürtüŞmeler doğabilmektedir. Bu etkileŞimlerin, bireyin geliŞimine, kiŞiliğine ve ruh sağlığına etkilerine gelince, son yıllarda yapılan çalıŞmalar, göçmen nüfusun neredeyse yarısının, hayatları boyunca, en az bir ruhsal rahatsızlık geçirdiğini ortaya koymuŞtur. Türkiye'de yapılan epidemiyolojik çalıŞmalarda ise, bu yaygınlık % 17-20 dolaylarındadır. Bu koŞullarda, Türk göçmenlerinin, ruh sağlığı kurumlarına yönlendirilmeleri, sık sık karŞılaŞtıkları sosyal hizmet uzmanları, aile hekimleri, okul psikologları, öğretmenler, vs. aracılığı ile olmaktadır ve bu meslek grublarının Türklerin sosyo-kültürel sorunları konusunda bilgilendirilme gereksinimini acil bir biçimde ortaya çıkartmaktadır. Aynı zamanda, Avrupalı sosyal hizmet görevlisi veya öğretmen, göçmenlerin sosyal uyumu konusunda son derece müdahaleci bir tavır takınabilmektedir. Bu durum, kültürüne bağlı Türk grubunda kimi kasılmalara ve direnmelere neden olmaktadır. Yasalar çerçevesinde yapılan giriŞimler, ailenin erkekleri tarafından, aile içi güç ve otoritelerine yönelik saldırılar olarak yaŞandığından, çatıŞmalar büyüyerek, bazen, özellikle kız ergen ve çocukların, aileden alınarak baska yerlere yerleŞtirilmelerine aile içi, Şiddete maruz kalmalarına neden olabilmektedir.

Daha önce yapılan araŞtırmalarda, göçmen gruplarda birinci kuŞakta somatizasyonların ağırlıkta olduğu, ikinci kuŞakta, kiŞilik ve davranıŞ bozuklukları, alkol ve uyuŞturucu bağımlılıklarının sıklıkla görüldüğü, çocuklarda ise öğrenme ve hatta zeka geriliklerinin görüldüğü saptanmıŞtı. Klinik gözlemler, bu bulguları doğrulamakla birlikte, son yıllarda, buhran etiyolojisini iŞ pazarındaki zorluklar veya sıla değil de, aile içi çatıŞmalar ve yerli kurumlarla olan çatıŞmalar oluŞturmaktadır. Özellikle genç kadınlarda, bir yandan, kendilerini gerçekleŞtirme istekleri, model arayıŞları, görücü usulu yaptıkları evliliklerinden doyumsuzlukları, hakaret ve dayak gibi Şiddet davranıŞslarına karŞı gelme arzuları, diger yandan, aile ve sosyal baskıların artması sonucu, intihar giriŞimlerine kadar giden depresyonlara sıklıkla rastlanmaktadır. Bu bulgulara, genç kızlarda, evden kaçmalar, aileden kopmalar, vs. eklenmektedir, tablo kiŞilik bozuklukları ve ilaç bagımlılıklarına doğru kaymaktadır. Erkekler, bir yandan, kendi öz arzuları, diger yandan, geleneksel aile Şefi rolleriyle, aile içi otoriteyi uygulamada yaŞadıkları zorluklar ve çekiŞmeler nedeni ile obsesif kaygı tabloları çizmekteler, Şiddete kolayca baŞvurmaktalar. Bunlarla birlikte alkol, fuhuŞ ve kumar bağımlılıkları da görülmektedir.

Belçika'da 1998'de hüküm yiyenler arasında yabancıların oranı % 32,7'idi. Bu oran her bin yabancıdan dördü demektir. Bunlar arasında Türkler de vardır. Türk mahkümlar genelde 30 yaŞın altında, vasıfsız, eğitimsiz, bekar erkeklerden oluŞmaktadır. Özellikle, Şiddete yönelik eylemler nedeni ile mahküm edilmiŞlerdir. Yalnızca % 5'i uyuŞturucu suçlarına bulaŞmıŞtır ; % 1'i tecavüzle suçlanmıŞtır. 1991 senesinde günvenlik kuvvetleri istatistiklerine göre, Charleroi, Brüksel gibi büyük Şehir merkezlerinde her 100 Belçikalıdan 3'ü iŞledikleri suçlardan dolayı sorgulamıŞtır. Kaydedilen genel suç oranları Türklerde % 4'tür. 18-25 yaŞ grupları arasında ve özellikle erkeklerde suç oranları artmaktadır. Bu yaŞ grubundan erkeklerin suç oranları Belçikalılarda % 9, Türklerde ise % 10'dur. Doğasıyla bu sorunları büyük bir ölçüde göçmen gençliği tehdit eden fakirlik, gelecek kaygısı, aile içi anlamsızlıklar, kültür Şoku ve sosyal dıŞlanma doğurmuŞtur. Savunmasız, eğitimsiz gençler, tüketici toplumların girdabına takılmıŞtır. Göçmenler iki kültür, iki yaŞam biçimi arasında iç çatıŞmaya ve sosyal çeliŞkiye düŞmektedirler. Göçmen birey ve grup açısından, buna getirilebilecek olan tek sağlıklı çözüm yolu, aile ve göç edilen toplum arasında dengeye ve iŞlerliğe götürecek olumlu iliŞkilere ve kimlik arayıŞlarına girmektedir.



Dr. Altay A. Manço
Liège Üniversitesi, Psikoloji ve Eğitim Bilimleri Fakültesi
Öğretim üyesi, Göç Tetkik Enstitüsü Müdürü (GÖÇ-TE/IRFAM)



KAYNAKÇA
-A. MANÇO (yönetiminde), Sociographie de la population turque et d'origine turque : 40 ans de présence en Belgique (1960-2000). Dynamiques, problématiques, perspectives, Brüksel, CRE ve

-IRFAM, 230 s., 2000. Eserin Türkçe ve Hollandaca çevirileri halen gerçekleŞtirilmektedir.

-A. MANÇO ve U. MANÇO (yönetiminde), Turcs de Belgique. Identités et trajectoires d'une minorité, Brüksel, Info-Türk ve CESRIM, 288 s., 1992.

-U. MANÇO (yönetiminde), Voix et voies musulmanes de Belgique, Publications des FUSL, Brüksel, 218 s., 2000.

Aradığın bilgileri bulamadın mı? Sorularını Mesaj Panosuna yaz!
Yardımsever Turkstudent topluluğundan kısa sürede cevap alacaksın ;-)
» Mesaj Panosuna geçmek için tıkla!