Çukurova Üniversitesi İşletme Fakültesi binalarını, konumunu manzarasını ilk gördüğümde elbette ben de çok heycanlanmış ve sevinmiş, ufak tefek içimdeki gurur tohumlarıyla kampüsün tadını çıkarmaya çalışırken ilk haftalarda ders çalışmak ne mümkün.
Muhasebe dersinin 3. haftası ve her derste bir önceki konulardan sorular soran bir muhasebe hocası. o zamanlar doçentti, şimdi profesor oldu artık pek umursamıyor.
her dersin başında 5 kurban seçer, ben içimden dua ederek beklerim ve nihayet 4. kurban bendim.
Sosyal sorumluluk kavramı ile ilgili sorular sorup benden düzgün cevaplar almaya çalışan hoca birden bir baba şefkati ile sıcak ve yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya başlayıp yanıma yaklaştı.
Elini sırtıma koyan sinsi hoca bana güven aşılıyordu adeta

babacan ses tonuyla benim gerginliğimi alıp rahatlatan hoca sonunda altın vuruşu yaptı ve bana damardan şu cümleyi kurdu:
" Evladım bunun ayıbı yok, çalışmadıysan delikanlı gibi çalışmadım de, gençsin ne var bunda, bilmemek ayıp degil "
Bir anda çocuksu bir sevinc, bir cesaret, " Tamam hocam, çalışmadım, bilmiyorum ben bunları " der demez
" Çık ozaman dışarı, kalk çabuk " deyip sabah sabah bütün iştahımı kapamıştı.
O zamanlar gururumu inciten bu durum meğer pek sıradan, hatta neredeyse rutin bir öğrenci, öğretmen ilişkisiymiş
E bizde palazlandık artık, hiç hocaya bilmiyorum denir mi ?